You are hereBlogs / hasansevki's blog / 12. ÇEVRE SORUNLARINA ÖĞRENCİ YAKLAŞIMLARI SEMPOZYUMU SONUÇ BİLDİRGESİ
12. ÇEVRE SORUNLARINA ÖĞRENCİ YAKLAŞIMLARI SEMPOZYUMU SONUÇ BİLDİRGESİ
Her yıl farklı bir üniversitenin öğrencileri tarafından düzenlenen Çevre Sorunlarına Öğrenci Yaklaşımları Sempozyumu’nun 12.si bu yıl 16-17-18 MAYIS tarihlerinde Atatürk Üniversitesi Çevre Kulübü tarafından Atatürk Üniversitesi’nde düzenlenmiştir.
Çevre kavramı yaşanan ekolojik krizlerle birlikte ön plana çıkmaya başlamış ve ülkemizde bu konu üzerine her sene bir çok sempozyum, kongre, panel v.b. düzenlenmektedir. Ancak düzenlenen birçok sempozyum kimi zaman detaylı akademik çalışmalara ve belirli bir meslek disiplinine dayanmakta, kimi zaman da ekolojik krizin bizzat sorumlusu olan kapitalist çevrelerin fonları ile düzenlenmekte ve yönlendirilmektedir. Çevre Sorunlarına Öğrenci Yaklaşımları Sempozyumu ise, tam anlamıyla öğrenci emeğine, dayanışmasına ve kolektif üretimine dayanmaktadır. Sempozyumumuzda kamu kurumları hariç hiçbir firmadan, fon, sponsor kullanılmamaktadır. Yaşadığımız sorunlar karşısında akademik, bilimsel ve toplumsal olarak kayıtsız kalmayacağımızın farkındayız. Yaşadığımız ortak sorunlara karşı birlikte çözüm üretebilme becerimizle, toplumcu bir bakış açısıyla çevre bilincini oluşturmak için tüm çabamızla, geleceğe ve yaşanabilir çevreye sahip çıkmak için birlikteliğimizden gelen güçle mücadelemizi yükseltip güçlü bir çevre yaklaşımı yaratma ideasını üç günlük kurultayımız boyunca yaşadık.
Sempozyumumuza bu yıl, Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Çukurova Üniversitesi, Dokuzeylül Üniversitesi, Fırat Üniversitesi, Kocaeli Üniversitesi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi,’nden katılım sağlanmıştır.
İletişim, tartışma, fikir ve bilgi paylaşımı üzerinden temellenen sempozyumumuz atölye çalışmaları ile bu temelleri güçlendirmektedir.
Dünya Su Forumu Sonrasında Küresel Su Politikaları
Yaşadığımız ekonomik sistem insan ihtiyaçlarının sonsuzluğu karşısında sınırlı kaynakları göstermektedir. Ve yaşamak için gereksinim duyduğumuz hemen hemen tüm ihtiyaçlarının bedellerini ödetmektedir. Bu ihtiyaçların başında gelen Su; tüm canlılar için hayatsal öneme sahiptir. Dünyada yaşanan su kriziyle birlikte temiz sağlıklı suya erişim gün geçtikçe azalmaktadır. Tüketim kültürünün yaratığı kirlilikten ötürü kullanılabilir ve temiz su kaynaklar da giderek azalmaktır. Günümüzün ekonomik sisteminin kıt olan kaynakların metalaşması ve ticari bir mal olarak piyasaya sürülmesini dayattığı için bugün yaşamsal derece hak olan suyun satışı özelleştirilmesi canımızı yakmaya başlamıştır. Temiz ve sağlıklı suya ulaşamayan milyarlarca insan bu sorunun bedelini hastalıklarla ve ölümlerle yüzleşerek ödemeye başlamıştır. Ülkemizde de birkaç yıl öncesinde yaşanan kuraklık ve susuzluk; yapılan yanlış projelendirmelerden dolayı birçok ilimizde su sorunu olarak karşımıza çıkmıştır. Küresel su krizinin boyut bu öden bedeller kadar da değildir. Yaşadığımız coğrafyadaki akarsuları, ırmakların ve derelerin kar amacı gözetilerek satışa çıkartılması yaşamsal öncelikler yerine ekonomik çıkarların ön planda tutulması işin ciddiyetini göstermektedir.
1992 de Dublin’ de toplanan uluslararası su ve çevre konferansı “ su bütün kullanımları dahilinde bir ekonomik değerdir ve ekonomik mal olarak kabul edilmelidir.” Beyanında bulundu. Böylece suyun alınıp satılabilen bir meta olmasını açıkça öneren ilk uluslararası girişim bu oldu.
1996 da su konseyi kuruldu ve tüm dünya suları satışa çıkarıldı. Dünya su konseyi ve sözde halkın yararına çalışıyormuş gibi gösteren kapitalistleri enerji, su, tohum, inşaat, finans şirketleri ; G7 ve G8 hükümetleri; Dünya su formu ; Dünya bankası ; olarak afişe edebiliriz. Bu uluslar arası oluşumların su sorunu karşısında çözüm olarak sundukları özeleştirmeler tek çözüm olmadığına inanıyoruz.
Bu susuzlaştırma ve özelleştirmelere göz yummayacağımızı, bu tüm bu plansızlıklara ve uygulanabilirliği olmayan politikalara karşı;
· Suyun yaşamsal bir hak olduğunu ve yaşadığımız küresel su krizin farkındalığını yaratmak için toplumsal bilinçlendirmenin yapılmasını
· Temiz sağlıklı suya erişim sorunun çarpık kentleşmeden kaynaklı havza korumasının yapılamamsından dolayı yaşanmaktadır. Buna karşı yerel yönetimlerin önceliğinin rant değil yaşamsal haklar olması gereklinin vurgulanması
· Birçok endüstriyel ve evsel olarak kirlenmiş suların yeniden kullanılması için ileri arıtım yöntemleriyle geri dönüşümüyle su kaynağı yaratılaması ve arıtmak yerine kirliliğin önlenmesi prensibinin içselleştirilmesi
· Yaşanan sorun sadece toplumun suyu israfı ve bu konu bilinçsizliği olarak gösterilmesi karşısında; sorun bir bütün olarak yanlış sanayi ve tarım politikaların uygunsuzluklarını ve denetimsizliklerin payını büyük olduğu unutulmamalıdır.
· Derelerin, akarsuların ve ırmaklarımızın özelleşmesi karşında sorunun yaşadığı bölgedeki halkın bilinçlendirilmesi
· Uygulanabilir politikalar oluşturmak için var olan standartların revize edilerek yeniden düzenlenmesi ve sonrasında bu kriterlerin uygulaması için kontrol mekanizmaları geliştirilmeli
· Su teminde proje hatalarından kaynaklana ya da suyun taşınması esasında borulardan kaçan suların engellenmesi için iyileştirmelerin yapılması
· Suyun ücretlendirilmesi konusunda belirli bir ihtiyaca kadar ücretsiz; belirli bir kota sonrasında ücretlendirme yapılamsı
· Yanlış politikalar sonrası sanayiden kaynaklana; tarımdaki yanlış uygulamalardan kaynaklanan sorunların fatura bize kesilmesin
· Suyun özelleştirilmesine karşı yukarıdaki çözüm önerilerimizle Su Hayattır Satılamaz diyoruz.
·
ENERJİ POLİTİKALARI VE YENİLENEBİLİR ENERJİ
21. Yüzyıla girerken, artan nüfus ve sanayileşmeden kaynaklanan enerji gereksinimi ülkemizin kısıtlı kaynaklarıyla karşılanamamakta, enerji üretimi ve tüketimi arasındaki fark açık hızla büyümektedir. Kullanılan geleneksel enerji üretim yöntemleri ve kullanılan fosil yakıtlar bugün çevre kirliliğinin önemli nedenlerinden biridir. Ayrıca, fosil yakıtların bir süre sonra tükeneceği gerçeği de bilinmektedir.
Diğer enerji kaynağı olarak kullanılan Nükleer santrallerin de günümüzdeki konumu siyasal iktidarların hükmünde gelişmiş egemen ülkelerin bizim gibi 3. dünya ülkelerine kurmaya çalışmaları, kapitalizmin kar amaçlı sektörel yatırımları genişletmek istemesi olarak ifade edilir.
Yenilenebilir kaynak oluşları, en az düzeyde çevresel etki yaratmaları, işletme ve bakım masraflarının az olması ve en önemlisi ulusal nitelikleri ile güvenilir enerji arzı sağlamaları, bu kaynakların ülkeler için önemini büyük ölçüde artırmaktadır.
Dünya ve ülkemiz yüzünü yenilenebilir enerjilere çevirmelidir ve bu işlevi kamusal alanda yürütecek politikalar geliştirmelidir. Kapitalizm kendine yeni alanlar ararken yenilenebilir enerji pazarını elbette keşfetmiştir ve hızla yatırımlarını esirgemeyecektir. Toplum yararına yenilenebilir enerji gerçekleştirilerek (kamulaştırılarak) sermayeye entegre olmadan ülkemizin kaynaklarını iyi bir şekilde kullanmalıdır.
Bizler farklı disiplilerin bir araya geldiği pencereden baktığımızda; dünyanın, insanın ve ekosistemin yaşam alanlarını daraltmayacak ve kısıtlamayacak enerji politikalarını geliştirilmesini düşünüyoruz. Bu kapsamda, öncelikli olarak, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik Ar-Ge ve yatırım olanaklarının belirlenmesinde, ulusal bazda koordinasyon ve yetki dağılımının net bir biçimde gerçekleştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çerçevede, TÜBİTAK inisyatifinde ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, üniversiteler ve diğer araştırma kuruluşları ile işbirliği içerisinde uygun yaklaşımlar belirlemelidir.
Çünkü yaşamak toplumsal bir haktır. Ve bu hak fosil yakıtlar ve nükleer santrallerle elimizden alınmaktadır.
Kentleşme ve çevre sorunları
Günümüzdeki kentler; sanayi devrimi ile bugünkü niteliğine bürünme yolundaönemli bir dönemeç kat etmiş ve en önemli uygarlık göstergelerinden biri olmuştur. Türkiye’de Kentleşme süreci ise yarım yüzyıldır devaöm etmektedir. Türkiye ekonomik gelişme içine giren her ülkenin yaşaması kaçınılmaz olan bu evrensel süreci yaşamaktadır. Bu kentleşme sürecinin son yıllarda en çok öne çıkan yönü Kentsel dönüşüm projeleridir.
Kentsel Dönüşüm, sosyal devlet politikalarının bir gereği olarak, bozulma ve çökme olan kentsel alanın ekonomik, toplumsal, fiziksel ve çevresel koşullarının kapsamlı yaklaşımlarla iyileştirilmesine yönelik olarak uygulanan strateji ve eylemlerin bütününü ifade etmektedir. “Kentsel Dönüşüm” kavramı, günümüzde kent planlamasının en önemli konusu haline getirilmiştir.
TOKİ ve büyükşehir belediyeleri başta olmak üzere bir çok belediye şu veya bu ölçekte, gecekondu alanlarının iyileştirilmesinden başlayıp, uluslararası sermayenin ve gayrimenkul yatırım ortaklıklarının dahi ilgisini çeken büyük projelere kadar uzanan bir yelpazede projeler hazırlamaktadır. Dönüşüm alanı ilan edilen bölgelerdeki temel amaç olarak iddia edilen kar amacı güdülmeme ve hak sahiplerin tespit edilerek mağdur edilmemesi koşulları. söylemsel olarak yumuşatılmış bir yerinden etme ve yıllarca süren bir borçlandırmadan başka bir şey değildir.. Ama türkiyedeki (mamak, sulukule, dikmen gibi) bir çok kentsel dönüşüm proje aşamasında da gördüğümüz üzere hak sahipleri artık bu söylemlere inanmamakta ve yapılan şeyin yaşadıkaları alandan sürülmeleri için varolan bir aldatmacadan ibaret olduğunu anlamaktadırlar.
Kentsel dönüşüm projelerinde genellikle mağdur olan yoksul toplulukları şehrin 30-40 kilometre uzağında, daha önce hiç alışık olmadıkları bir mekâna (ve hayata) sokarsanız, onların iş olanaklarıyla, sosyal ağlarıyla, kültürel pratikleriyle ve mekânsal örüntüleriyle ilişkilerini tamamen koparmış olursunuz. Yerinden edilmek bu insanlara altından kalkamayacakları maddi, sosyal, kültürel ve manevi yük getirecektir. Çok zor koşullarda yaşayan gecekondu kiracılarının yıllar boyunca düzenli olarak konut ödemesi yapmalarını beklemek ise Türkiye gerçeklerinden bihaber olmak demektir.
Sosyal devlet politikalarını gereği olan kentsel dönüşüm ve iyileştirme uygulamaları reddedilmeyecek gerçeklerdir. Ancak bu uygulamalar alandaki bireylere yaşanabilir standartlara uygun istihdam yaratmalı ve bunu yaparken o bölgenin sosyo-kültürel dokusuna zarar verilmemeli ve yerel halka yaşadıkları mekanların düzenlemesine ilişkin söz ve karar hakkı verilmelidir.
Ve rant için değil halk için kentsel dönüşüm yapılmalıdır.
Çevre sorunlarına öğrenci yaklaşımı ve çevrecilik algısı
Çevre sorunlarına öğrenci yaklaşımı sadece bir sempozyum süreci değildir. Sempozyum öncesindeki tüm hazırlık sürecini kapsan her üniversitedeki çevre ilgili topluluğun katılımıyla gerçekleşen ve sempozyum sonrası kazanılan birikimlerin dostlukların ve çözüm olarak tariflediğimiz önerilerin üniversitelerimize taşındığı bir yaklaşımdır. Atölyede bu yaklaşımın odak noktasını ve uygulanabilirliği konusundaki yöntemleri tarif etmeye çalıştık.
Üniversite öğrencilerinin çevre ve çevre sorunlarına bakış açısı genç bir kitle olduğumuzdan toplumun diğer kesimlerinden farklı olmaktadır ve eğer üniversitelerde doğru olduğuna inandığımız bir çevre algısını yerleştirebilirsek bunu topluma yaymak daha kolay olacaktır. Biz öğrenci olarak okullarımızda farklı sorunlar yaşıyoruz hepimizin olaylara tartışmalara etkinliklere bakış açısı farklı oluyor. Bu bakış açısını temellendirdiğimiz odak noktası önceliği toplumsal yarar olan bir ekolojik yaklaşımdır. Hem kendi okullarımızda karşılaşılan çevre sorunlarını çözmeye yönelik hem de genel anlamda bir çevrecilik bilincini yerleştirmeye yönelik çalışmalar yapmaktayız ve yapmaya devam edeceğiz.
Kendi okullarımızda yaptığımız etkinlikler ve bilinçlendirme çalışmaları sonucunda edindiğimiz birikimleri burada gelip birbirimizle paylaşma imkanı buluyoruz ve ortak bir bilinç oluşturuyoruz. Üniversitelerde yaşattığımız uzun soluklu bir etkinlik olan çsoy bu anlamda burada edindiğimiz birikimlerimizi okulumuzda daha yaratıcı ve yapıcı etkinlikler yapmamıza ortam sağlamaktadır. Ayrıca çevre sorunlarının farklı bölümlerden farklı görüş ve bakış açılarını birleştirerek sorunları doğru şekilde tespit edip çözümüne dair kafa yorup daha etkili yaklaşımlar belirliyoruz.
Çevreciliği daha doğru ve etkin bir şekilde yayabilmek adına diğer insanların çevreciliğini nasıl algıladığını bilmek çok önemlidir. Çevrecilik sadece yere çöp atmamak, sadece tepki çekecek şekilde eylem yapmak ya da sadece bir şekilde çok fazla bilgi edinip bilgileri kendine saklamak değildir. İnsanların bizi, çevreyi ve çevreciliği nasıl bildiğini ve algıladığını göz önüne bulundurarak onlara yaklaşmak kendimizi ve çevreciliği doğru aktarmak adına çok önemlidir.
Hep bahsettiğimiz bir konu, amaçlarımızdan biri olan insanları bilinçlendirmek kavramını daha etkili bir şekilde yapabilmek için insanların dikkatini daha farklı yönlerden çekmek etkili bir yöntem olabilir. Şimdiye kadar yaptığımız broşür, afiş, panel vb etkinliklerin gerçekten gerekli olmasının yanı sıra daha yaratıcı daha çok ses getirecek ve daha çok insana ulaşacak faaliyetlere ihtiyacımız vardır. Daha sosyal ve görsele dayalı etkinlikler düzenleyerek insanlara olumlu alışkanlıklar kazanma yolunda motive edebiliriz. Belki bu bir tiyatro etkinliği küçük bir skeç veya gösteri olabilir. Birinin anlatıp diğerlerinin dinlediği değil de daha paylaşımcı ve herkesin bir parçası olduğu katkıda bulunduğu ortamların bilinçlendirmek adına daha verimli olacağına inanıyoruz.
Sonuç
Yerellerimizde yaşadığımız sorunlarımızdan yola çıkarak yaşadığımız küresel olarak ekolojik krizle birlikte suyumuzun, havamızın ve yaşam alanlarımızın kirlenmesinin; uygulanabilirliği olmayan yanlış çevre politikalarının sonucu meydana geldiğinin farkındayız. Tüm bu sorunların karşısında; Üniversitelerimizde Çevreyle ilgili topluluklarımızdaki çalışma ve çabalarımızı bu sempozyuma taşıdık ve bu sempozyumdaki paylaşım sonucu üretiğimiz ortak akılla ortaya koyulan çözüm önerilerini üniversitelerimizde hayata geçirilmek üzere yola koyulduk.
Çevre sorunlarını kendisine dert eden üniversite öğrencileri olarak sorunların çözümünün kararlı bir duruş ile mümkün olduğunu ve bu kararlığımızı umutlarımızla perçinleyerek geleceğimize sahip çıktığımızı bir kez daha haykırıyoruz!
ÇEVRE SORUNLARI ÖĞRENCİ YAKLAŞIMI; YAŞANABİLİR BAŞKA BİR HAYAT VAR ETMEK İÇİN TARİFLEDİĞİMİZ SÜREÇTİR.
ÇEVRE SORUNLARINA ÖĞRENCİ YAKLAŞIMI SEMPOZYUMU BİLEŞENLERİ